
“Ölümün bu tarafında tam anlamı ile bir transformasyona tabi olmaktır kurtuluş: Körlükten görmeye, ölümden yaşama, korkudan güvene ve şiddetten barışa geçiş.”
Literal Ötesi ve Reform Öncesi Bakış
Yazıların yanılmazlığı ve literal yorum, kökten gelen bir durum değil, 17. yüzyıl ürünüdür. Sola Scriptura bu dönemde karşı söylem olarak ortaya atılmıştır; bu aslında yanılmazlık ve literal anlamda değildir.
Luther’in Yakup bölümünü ve Vahiy bölümünü çıkarma gayreti bu nedenledir. Eğer yanılmaz ve literal düşünseydi böyle bir adımı atması bile söz konusu olamazdı. Luther’in Yaratılış 3:8 yorumunda “Tanrı’nın bahçede yürüyüşü” mecaz olarak ele alınır. Yani kısacası Luther bile yazıları literal ve yanılmaz olarak değerlendirmemiştir; bu öğreti Protestanlığın temeli değildir.
Tarihsel ve Metaforik Anlayış
Yazıların reform dönemi öncesinde de kavramı tarihsel ve metaforiktir. Tarihsellik önemlidir ama bazen yanlış değerlendirmelere yol açabilir. Altı günde yaratılış Babil sonrası 6. yüzyılda yazılmıştır. Peygamberler İ.Ö. 8–6. yüzyıllar arası konuştular. Yasanın Tekrarı 7. yüzyılda yazılmıştır. Bütün bunlara bakarak kurtuluş, kurtarıcı gibi kavramlar İsrail için farklı anlamlar taşımaktadır.
Çıkış bölümünde ve Babil’e sürgün deneyiminde bu kavramlar acaba ne anlamlar taşıyordu? Rab, Tanrı oğlu, Mesih, Kurtarıcı, kurban acaba ilk Mesih talebelerince nasıl anlaşılıyordu? Metaforik bakış açısında ise Samiriyeli ya da lütuf gibi esasların işaret ettiği anlamlar önemlidir. Bazı bölümlerde mesela “Kördüm, görüyorum” sözünün “Dünyanın ışığı” (Yuhanna 9:5) ile ilişkisi nedir? Mesih herkes için “gerçek ışık” ve “aydınlatıcıdır”; dolayısı ile “görmek” mecaz anlamındadır.
Kurtuluşun Özü ve Kapsamı
Kurtuluş kelimesi önemlidir; buna rağmen çoğu zaman sadece cennete gitme algısındadır. Oysa esas olan, ölümün bu tarafında tam anlamı ile bir transformasyona tabi olmaktır. Kurtuluş yazılarda nadiren yaşam sonrasına işaret eder; Daniel bölümüne (İ.Ö. 165) kadar yaşam sonrasına değinilmez, hatta esas vurgu bu değildir.
Kurtuluş bağlardan kurtulmadır: Mısır’dan çıkışta İ.Ö. 13. yüzyılda Firavun’dan kurtuluş esas olandır. Firavun dünyanın siyasi, ekonomik ve dini efendisidir. Mısır’da köleler yoksullaştırılmış, ağır işlerde çalıştırılmış, sesleri kısılmış ve dini özgürlükleri ellerinden alınmıştı. Altıncı yüzyılda Babil’e sürgüne gittiklerinde ise Yeşaya 40 ve 43:1-4 bu sürgünden dönüşe işaret etmektedir. Kurtuluş, kölelikten kurtuluş ve transformasyondur.
Yeşaya 35 kurtuluşa ilişkin tariflerle doludur: Körlükten görmeye (Markos 8:18; Matta 23:16, 24; Matta 15:14), ölümden yaşama (Matta 8:22; Romalılar 6:3-11), hastalıktan sağlığa yani yaraların iyileşmesi ve bütünlüğe erişmeye, korkudan güvene (Luka 12:22-31). Cennet ve cehennem çerçevesi dışına çıkıldığında kurtuluş aynı zamanda toplumsaldır: Adaletsizlikten adaletli olmaya, şiddetten barış ve esenliğe geçiştir (Matta 5:9, 43-44).






