
“Antik dönemde iman, doğruluğu kanıtlanmamış cümleleri onaylamak değil; ‘fidelitas’ (sadakat) ve ‘fiducia’ (tam bir güven ve gönül verme) demektir. Derin iman bizi kaygıdan uzak tutar.”
Bilmek, İnanmak ve Antik Kullanım
İnanmak ve iman kelimeleri yaygın bir biçimde kullanılmaktadır; ancak antik kullanımları ile şimdiki kullanımları arasında büyük fark vardır. Sözlükler açısından bakıldığında çağdaş kullanımda inanmak, emin olunmayan hallerde bir sözün veya yazının doğruluğunu zihnen kabul etmek (believing that) olarak görülür.
Oysa antik algıda 17. yüzyıla kadar inanma anlamı farklıdır: Birinin dediğinin doğruluğunu onaylamak değil, bir kişiye yürekten güvenmek (believe in / trusting God) ve o kişiye gönül verip değer vermek (belove) anlamındadır. Latince ‘creed’ (inanç açıklaması) kelimesi de yine böyle karşılıklı bir gönül verme kökünden gelir. Yakup 2:19’da “Tanrı birdir, buna inanıyorsun; şeytan da buna inanıyor, ama O’na değer vermiyor” denirken bu fark ortaya konur.
Fidelitas (Sadakat) ve Fiducia (Derin Güven)
Antik dönemde inanç karşılığı verilen iki temel açıklama fidelitas ve fiducia’dır. Fidelitas sadık olmak, ilişkilerde sadakat ve başka tanrıların ardından gitmemek anlamındadır. Fiducia ise “güvenmek” demektir; Tanrı’ya inanç adanmışlıktan öte tam bir güvendir.
Herkes imanın karşıtını inkâr olarak algılarken, gerçekte imanın karşıtı güvensizliktir. Güvenmemek depresyon ve anksiyete doğurur. Dikkat edin, Mesih İsa gökteki kuşlara bakmamızı önererek üzülmememizden bahseder ve “az imana” karşı uyarır (Matta 6:25-34; Luka 12:22-32). Derin iman yani fiducia bizleri anksiyeteden uzak tutar.
İnançta sadece bazı ifadelere zihnen inanma devreye girerse “Ne kadar doğru inanıyorum, ne kadar güçlü inanıyorum?” soruları kişiyi bunalıma iter. Oysa İsa’nın fırtınayı dindirmesi ve su üstünde yürüyüşü (Matta 14:25-31), kuşkuyu aşan derin güvenin davetidir.






